KUZEY DENİZİ - İSTANBUL
10 Temmuz 2009 Kobilino - Rila Manastırı | 10 Temmuz 2009 Kobilino - Rila Manastırı |
|
|
|
Güzergah için buraya tıklayınız. Sabah güneşin ilk ışıkları ile uyanıyoruz. Gece pek soğuk geçmedi diyebilirim, daha soğuk olmasını bekliyordum. Gerçi Temmuz'da soğukda olmazda. Dağ başında burada oluyor. Gece eski ayakkabılarımı yakmam işe yaradı demek. Bizim Bulgar dostlarımız Andre ve Peter geceden kalma olduklarından bizimle kalkamadılar ama biz giyinirken onlarda gözlerini açtılar. Tabiiki ilk iş yüzlerini yıkamak ve sonra kalan üzüm rakısını bitirmek oldu. Birlikte kahvaltı yapıyoruz. Bir parça çikolata ve vitaminle kendimizin hazırladığı bir içecek. Sultan sofrası anlayacağınız. Yolumuzu hemen buluyoruz. Yol işaretleri çok düzgün ve belirli. Kırmızı beyaz yol işaretlerini takip ederek dik bir yamaçtan yerlerden fışkıran pınarların içinden geçerek ve üstlerinden atlayarak iniyoruz. Uzakta muhteşem bir göl görüyoruz. Yeşil göl bize gel yüz der gibi, bizde yüzmeye niyetliyiz. Dik yamaçlarda ayak bileklerimizi bürkmemek için uğraşıyoruz. Burada ayak bileğini burkmak veya daha kötüsü kırmak büyük bir işkence olur. Göle yaklaştıkça bizi bir başka işkence bekliyordu hemde hiç düşüncemizde olmayan bir işkence. Büyük, kan emici ve korkusuz sivrisinekler. Binlercesi bir anda hertarafımıza doldular ve ısırıyorlar. Bizde kendimizi tiger balsam kremi, Buffy başörtüsü, ponço ve elimizdeki tüm elbiseleri kullanarak korumaya çalışıyoruz. Görüntümüz garip her yerimiz örtülü ve birtek gözlerimiz gözüküyor. Ellerimizin ve yüzümüzün azda olsa görünen yerleri kabardı. Bizde de göl ve yüzme keyfi kalmadı, biran önce bu sivrisinek cehenneminden kurtulmak istiyoruz. Rila manastırına doğru alçaldıkçada sinekler azalıyor. Muhteşem bir manzarayı ve aynı muhteşemlikte bir göl sefasını kaçırıyoruz. Her göle su taşıyan şelalelerle dolu. Cennetin sivrisinek koruyucuları kimseyi içeriye bırakmıyorlar. Reina'nında korumalarından daha acımasızlar. Andre ve Peter yola yakın kafeteryanın yanında bize ulaşıyorlar. Eee nede olsa arada yakıt farkı var. Biz çikolata ve vitamin destekli su onlarsa üzüm rakısı ve konyak. Biz kahvemizi yudumlarken onlarda Rila manastırına doğru yola çıkıyorlar. Ben kahvemi içmeden yola çıkmam abi diyorum. Allah'tan Kyra bu sefer ılıman davranıp kahve içmeme izin veriyor. Kahveden sonra son 6 kilometreyi yürümek üzere yola çıkıyoruz. Kah kırmızı beyaz işaretleri takip ediyoruz kahta asfalt üzerinden yürüyoruz. Yol üzerinde kalınacak küçük oteller var ve ayrıca kamp alanlarıda mevcut. Bu küçük oteller ve kamp alanları haritalarda gözükmüyor. Ulusal park çıkışında Kobilino dağevinin 600 metre daha aşağısında Rila manastırının sınırları başlıyor. Rilski monastir diyede adlandırılan bu manastır 865 yılında bir Bulgar rahip tarafından kurulmuş ve zaman içinde binalar olarak büyüyerek bugünkü halini almış. Manastırın girişindeki eski itfaiye aracıda ayrıca manastır kadar görülmeye değer. Manastırın büyüklüğü ile keşiş sayısı orantılı değil. Manastırda yanlızca 10 keşiş bulunuyor, dinden uzaklaşma dönemi yaşayan Bulgaristan'da diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi din adamı ve dindar kıtlığı ve sıkıntısı var. Almanya'da yurtdışından rahibe getiriyorlar ve papazlar birden fazla köyde ve kilisede ibadete katılıyorlar. keşişlerde manastırı otel olarak işlettiklerinden pek gelen gidenede ilgi göstermiyorlar. Burada kendi dinini kendin yaşa ve bize sorma kuralı hakim. Manastırın otelide zaten dolu. Manastır duvarlarının içinde olan kilisenin ikonları çok muhteşem ve şimdilerde restore ediliyor. Yağmur yeniden yağmaya başladı. Yağmurun dinmesini beklerken yemek yiyelim diyoruz. Restoranda Andre ve Peter oturmuşlar biralarını yudumluyorları. Biz gelir gelmez manastıra daldık onlarda ilkönce buraya gelmişler. Biz akıllı davranıp kaçıncı biraları olduğunu sormuyoruz. İlki olmadığı kesin ama.. Yemeğimizi yedikten sonra yağmurun dinmediğini görüyoruz. Dinmek ne tam tersi dahada fazla yağmaya başladı. Bizde en yakındaki otele sığınıyoruz. Otel bütçemize pek uymuyor ama hava şartlarıda bizim ruh halimize uymuyor. Otele kaydımız yapıyoruz ve sonra yeniden manastır turu yapıyoruz. Manastırın kilisesinde akşam ayini başlamış. Bizde kilise içinde ayine giriyoruz. Keşişler ve papazın sesi çok kötü geliyor ama misafir koronun sesi çok güzel. Bu ara Muhammed El Fers telefonla arıyor ve günlük mutad konuşmalarımızı yapıyoruz. Beni manastır ve diğer konularda bilgilendiriyor ve aynı zamanda günlük dedikodularımızı yapıyoruz. Akşam yemeğinden sonra sağanak yağmur sesleri ile uykuya dalıyoruz. Dualarımız yarın yağmur yağmaması için. Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 913
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Bugün | 178 |
| Dün | 194 |
| Toplam | 61897 |