Sultanlar Yolu – Sırbistan PDF Yazdır

Sultanlar Yolu – Sırbistan

Sultanlar yolunu yeniden keşfetmek.

Öyle yollar vardır ki size eskiyi hatırlatır. Yine öyle yollar vardır ki sizi alır tarihe götürür. Sultanlar yolu da sizi hatırlamadığınız eski tarihinize götürür. Bizler Cumhuriyet çocukları bunları pek bilmiyoruz.

Belki bilmek de istemiyoruz. Bilmek sorumluluğu da beraberinde getiriyor.Bilmediğimiz için de sorumluluğumuz olmuyor ve hatırlamıyoruz.Hatırlamadığımız için de sorumluluğumuzun olmadığını varsayıyoruz. Ama tabii ki tarih ve tarihi sorumluluğumuz eksiksiz olarak devam ediyor.

Tarih derslerinde anlatmışlardır Estergon kalesini, Mohaç meydan muharebesini, Belgrad seferini ve tabii ki muhteşem Viyana seferlerini.

Ama Estergon nerededir bilmeyiz.

Mohaç meydan muharebesinde kaç asker savaşmıştır ve en önemlisi savaş ne kadar

sürmüştür ve Ne kadar asker şehit olmuştur?

Purbach’da yeniçeriler nasıl şarap içip sızmışlar ve geriye kalan yeniçeri nasıl esir alınmış ve nelere maruz kalmış?

Sefer ne kadar sürmüş? Nerelerde savaşılmış? Ecdad nerelere cami, medrese, köprü ve emaretleri dikmiş? Bugün ne kadarı daha ayakta ve yaşıyor ve yaşamaya çalışıyor? Kaleler nerelerde ve neden yapılmış? Yürümek tarihi anlamak için güzel bir ulaşım aracı . Ben de sizi yürüterek yavaş yavaş ve içinize sindirerek bu tarihi yaşatmaya çalışacağım. Yürümek, tarihi anlamanıza yardımcı olacağı gibi, sağlığınıza da yarar sağlayacak, ayrica size yeni ve güzel dostluklar kazandıracakır. Sultanlar Yolu Girişimi sürdürülebilir gelişmeye öncülük eden ve kültürel mirası koruyan bir kültür turizmi güzergâhıdır. İnsiyasifin amacı, Kanuni Sultan Süleyman’ın ayak izlerini takip eden bir ağ oluşturmaktır . 2009 yılında başlayan bu ağ, Avusturya Viyana’dan başlayıp İstanbul’da sonlanan 2300 km.’lik bir güzergâhı içerir. Yol işaret çalışmaları tamamlandığında, Sultanlar Yolu Avusturya, Slovakya, Macaristan, Hırvatistan, Sırbistan, Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye’yi de içine alarak 8 ülkeden geçecektir. Dünyanın en önemli kültür yollarından biri olan Sultanlar Yolu, dünyanın her yerinden gezginleri bölgenin misafirperverlik ve saygı gibi geleneklerini yeniden keşfetmeye ve buna dâhil olmaya davet etmektedir ki böylelikle, daha refah, adil ve barışçıl bir dünyanın temelini oluşturacak ilişkiler ve kaynaklar gelişecektir. Sultanlar yolu tarihi, Roma ve Bizans tarihi ile başlamakta ve Kanuni Sultan Süleyman’ın birinci Viyana seferi ile Kara Mustafa Paşa’nın ikinci Viyana sefer yolunu modern zaman gezginlerine, tarih ve doğa aşıklarına açmaktadır. Bu yol Sırp ve Bulgar dilinde Çarların, Sultanların şehrine giden yol, anlamına gelenTsarigradski Put veya Carski Drum olarak da anılmaktadır. Biz de sizlerle birlikte bu zevkli yolculuğun Viyana’dan başlayan; Budapeşte, Mohaç,Belgrad ve Sofya üzerinden geçen; Kapıkule’den itibaren Türkiye sınırları içinde Edirne üzerinden devam eden ve Topkapı Sarayı bahçesinde bitecek olan bölümünü yaşayacağız. Bu sayede Roma döneminden beri varolan yer yer Via Militaris olarak anılan ve Osmanlı döneminde en şaşaalı dönemini yaşayan bu yolu yeniden tanıma imkanımız olacak.. Proje ile kısa vadede yolun fizibilite çalışmaları yapılarak haritasının çıkartılması, yol işaretleme çalışmalarının yapılması, GPS ile elektronik rotanın hazırlığı ve rehber kitapların hazırlanması. Sultanlar Yolu projesi ile Türkiyenin doğa ve kültür destinasyonu olarak ilgi alanına girebilmesi ve Avrupa’da halihazırda olan Santiago de Compostela yürüyüş destinasyonu ile birlikte ilk 2 yürüyüş destinasyonu içinde olabilmesi. Bunun sonucunda yılda 25.000 kişinin Türkiye etabında yürümesi ve dolaylı olarakta 200.000 kişinin ilgi alanında olarak yürümeden rota üzerindeki yerleşim birimlerini ve ören yerlerini ziyaret etmesi. Sultanlar yolu’nun Sırbistan ayağı 5 eski Osmanlı sancağından geçiyor. Peç, Mohaç, Baç, İlok ve Baçka Palanka sancakları. Her beş sancakta eski Osmanlı ve daha sonra Macar imparatorluğu topraklarında olan yerler ve buralarda Türkleri anımsatan çok şey var. Tabiiki Macarlar ve osmanlıdan önce gelen Avar Türklerinide unutmamak gerekir. Avar Türkleri 6. Yüzyıldan itibaren bu bölgeye yerleşip Türk medeniyetini buraya yerleştirmişler. Vojvodina bölgesi aynı zamanda bir Türk tarihi yatağıda denilebilir. Peç sancağına bağlı olan ve şimdiki Macaristan sınırları içinde olan Mohaç kentinde yürüyüşümüz başlıyor. Evliya Çelebi seyahatnamesinde detaylı olarak anlatılan Mohaç kasabasında günümüzde osmanlıdan kalan bir eser bulunmamaktadır. Sultanlar yolu 2008 yılında Sedat Çakır tarafından yeniden keşfedilerek hem tarihe hemde turizme kazandırılmıştır. 8 ülkeden geçen Sultanlar Yolu için Hollandada kurulan vakıf Türklerdende diğer Hollandalılardan olduğu gibi ilgide beklemektedir. Mohaçtan Tuna boyunu takip ederek tarihi 1526 Mohaç meydan muharebesinin olduğu yere varıyoruz. Muharebe alanı Mohaç şehrinin 8 kilometre dışında ve Satorhely köyü yakınlarında. Açık hava müzesi olarak tasarımlanan muharebe alanında hem dünyada olan en kısa meydan muharebelerinin birinin tarihi anlatıldığı gibi Macar tarihide anlatılmaktadır. Mohaç meydan muharebesi yanlız 2,5 saat sürüp kırkbin askerin ölümü ile sonuçlanmıştır. Kanuni Sultan Süleyman savaşı kazanmasına rağmen Macar kralı 2. Lajos’u kahraman olarak kabul etmiştir. Mohaç açık hava müzesini yürüyerek olmasada arabayla Türkiyeye giderken ziyaret etmenizi tavsiye ederiz. Buradan yolumuz Backi Breg sınır kapısı üzerinden Sırbistan. Sınır kapısından Tuna nehri boyuna doğru kıvrılarak Bezdan kasabasına ulaşmaktadır. Burası sakin bir kasaba olup Kopaçki Rit doğa koruma alanı başlangıcı sayılır. Kopaçki Rit 291 kuş çeşidiyle bir kuş cenneti sayılır ve her yıl onbinlerce kuşsever buraya akın etmektedir. Buradan Batina kasabasına yol ayrımı vardır. Batina Osmanlı menzillerinden olup aynı zamanda Hırvatistandaki Sultanlar Yoluna bağlantı vermektedir. Batina ile Beli Manastır arasında olan eski Osmanlı yolunun restorasyonu ile ilgili girişimler başlamış olup ilerleyen zamanlarda tamamlanması düşünülmektedir. Bezdan’dan itibaren Tuna nehrinin yan kolları takip edilerek göller arasından Baçki Monostor Manastır şehrine ulaşılır. Backi Monostor Kanuni Sultan Süleyman’ın 1.Viyana seferinde konakladığı yerlerden biri olup Osmanlı menzilleri içinde yer alırdı. Backi Monostor günümüzde Sombor bölgesinin önemli turistik kasabalrından biri olup Osmanlı eseri barındırmamaktadır. Köy çok kültürlü olup nüfus ağırlıklı Hırvatlardan oluşmaktadır. Buradan küçük bir dereyi takip ederek Sombor şehrine varıyoruz. Burada Cafe del Sol’da yemek yiyerek çadırınızı kurabilirsiniz. Cafe de Sol Centrala bb Sombor Tel: +381 25 480400 E-mail: Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. www.cafedesol.org Tuna boyunda olan bir sonraki menzilimiz Apatin. Osmanlı için üst Tuna sayılacak olan bu bölgede önemli is donanma üssü olup aynı zamanda bir tersane olarakta görev görmüştür. Günümüzdede Apatin Tuna üzerindeki en önemli tersane şehirlerinden biridir. Ara köy yolundan Osmanlı ile Avusturya orduları ile savaşlardan birini gerçekleştiği Bogojevo köyüne gidiyoruz. Bogojevo aynı zamanda bir menzil yerleşimidir. Osmanlı menzil sistemi o dönemde işleyen en mükemmel ulaşım ve haberleşme sistemi olduğunda Osmanlı devletinin uzun dönem ayakta kalmasına yardımcı olmuş olan bir sistemdir. Buradan yolumuz düz ve verimli ovalardan Baç’a düşüyor. Voyvodina ovaları geyik bakımından epey zengin olan bir bölge ve devamlı olarak geyik ve ceylanları görerek yürüyoruz. Buradaki bölge halkının hiçbir zaman açlık çekmeyerek refah içinde yaşadığını görebiliyoruz. Bölge verimli toprakları ile her zaman tüm büyük devletlerin ilgi alanı içinde olmuştur. Voyvodina Osmanlı döneminde hemen tümü bataklık olan bir bölge. Günümüzdeki topraklar 18. Yüzyılda Avusturya kraliçesi Maria Theresia tarafından tasarımlanarak kullanıma açılmıştır. Bölgedeki tüm köylerde Maria Theresia’nın izlerini bulabilirsiniz. Baç Kanuni Sultan Süleyman’ın ünlü Baç kalesinde konakladığı yer olup Osmanlı dönemine ait bir hamam bulunmaktadır. Hamamın restorasyonu için girişimleri başlattığımızdan yakın zamanda tamiri başlayacaktır. Camiden kiliseye çevrilen Franciskan kilisesinin içinde Çeşme ve Kıble bulunmaktadır.Evliya Çelebinin 1663 yılındaki ziyaretinden notlardan büyük Baç kalesi içinde 150 hane ve bir camiden söz edilmektedir. Baç kalesi 873 yılında Avar Türkleri tarafından kurulmuştur. Roma kayıtlarındada bu şekilde yer almaktadır. Voyvodina özerk bölgesinin en eski şehri olan Baç günümüzde bir kasaba havasında olup fazla bir ticari veya politik değere sahip değildir. 1686 yılına kadar Osmanlı yönetiminde kalan şehir en güzel dönemini o zamanlar yaşamıştır. Avusturya yönetimine geçtikten sonra şehirde bulunan kalenin büyük yakılmış ve yıkılmış mevcut olan camiler yıkılarak yerlerine kiliseler yapılmıştır. Müslüman ahali Boşnak bölgelerine göç etmiştir. Göç etmeyenlerde zorla Hrıstiyanlaştırılmıştır. Baç’tan sonra yolumuz Baçka Palanka şehrine düşüyor. Baçka Palanka Tuna nehrinin karşı yakasında olan kardeş şehir İlok ile birlikte Osmanlı Tuna askeri koruma alanını oluşturuyor ve bu askeri önem Osmanlı sonrasındada devam etmiştir. Baçka Palankadan 1996 yılı Sırp savaşlarında oluşturulan yeni sınır kapısından Tuna nehrini geçerek İlok şehrine varıyoruz. İlok Osmanlını önemli limanlarından biri. Osmanlı Tuna nehri ince donanmasının merkezi limanlarında olup bir İslami ilim merkezidir. Bölgenin o dönem en gelişmiş şehirlerinden biri olup onlarca cami ve mektebin olduğu bir merkez. Avusturya ve Macaristan yönetiminde insafsızca yıkılarak yok edilen cami ve mekteb binalarından yanlız bir hamam ve türbe kurtulabilmiştir. TİKA tarafından restorasyonu yapılan bu iki tarihi eser geçtiğimiz ay yeniden ziyarete açılmıştır. İlok’tan sonra yeniden Sırbistan’a giriş yaparak Neştin tersanelerinden Fruşka Gora dağına çıkıyoruz. Dağ dediğime bakmayın en yüksek yeri 550 metre kadar ama yinede yorucu olabiliyor. Avrupada en fazla ıhlamur ağacının bulunduğu bu ormanlık alanda yürümek büyük bir zevk. Baharda ve yazda bal arılarının sesi ve ıhlamur agacının güzel kokusu eşliğinde yürüyebilirsiniz. Dağda konaklama tesisleri olduğundan gönül rahatlığı ile geliniz. Dağın bitiminde Novi Sad ve eski şehir olan Partovaradin kalesi kendini gösteriyor. Kanuni Sultan Süleyman’ın konakladığı yerlerden biri ve Osmanlının Belgradın kuzeyindeki en önemli kalelerinden ve menzillerden biri. Burasıda diğer kaybedilen bölgeler gibi Avusturya imparatorluğunun yıkımından nasibini almış olan yerlerden ve Osmanlıya ait az bir eser bulunuyor. Saat kulesi görülmeye değer eserlerden kale içinde. Novi Sad kenti yol üzerinde en zevkli konaklayacağınız şehirlerden biri. Ucuz ve güvenilir. Boşnak dondurmacıların dondurmalarıda başka yerlerde yiyemeyeceğiniz bir lezzeti size sunar. Fotoşka caddesi üzerinde bir mescid bulunmaktadır. Cami cemaati azda olsa Türkçe konuştuğundan anlaşma sorununuz olmaz. Tekija kilisesi, Eski camii ve Bektasi tekkesi, yakınında yeniden Tuna nehrini bırakıp dağa çıkıyoruz ve Vezirat denilen yerdeki Osmanlı savaş anıtını ziyaret ediyoruz. Uzakta Karlofça (Sremski Karlovci) gözüküyor. Vezirattaki muharebede yaralanan damat Ali paşa burada tedavi oluyor ve Belgrad üzerine yola çıktığındada vefat ediyor. Damat Ali paşanın naaşı bugün türbesinin bulunduğu Belgrad kalesi içinde defnediliyor. Bağlara arasından Sremski Karlovci’ye ulaşıyoruz. Burada tarihi önemli Karlofça anlaşması imzalanmış olup tarihte ilk defa yuvarlak masa bir anlaşma için kullanılmıştır. Anlaşmanın yapıldığı yerde bir katolil kilisesi var ve içinde küçük bir müze bulunmaktadır. Sırplar burayı Kapela Mira olarak anmaktadırlar. Yani barış şapeli. Voyvodina ovasının Tuna nehri güneyinde kalan verimli toprakları takip ederek Belgraddan önce son durak olan Zemun kentine geliyoruz. Osmanlı döneminde ayrı bir şehir kimliğine sahip olan Zemun günümüzde Belgradın bir semti. Zemun kalesi, balıkçıları ve balık restoranları ile ünlü bir yer. Sahil şeridini takip ederek mavi köprüyü geçiyoruz ve Osmanlının Avrupadaki en önemli şehrine varıyoruz. Kale Osmanlıyı size anlatıyor. Sırpların yeni yaptırdıkları dünyanın en büyük ortodox kilisesi olan Aziz Sava katedralı size İstanbulu anımsatıyor. Yanlışta anımsamıyorsunuz. Aziz Sava Katedralı Aya Sofya camiinin kopyası. Kale içinde Damat Ali Paşa türbesini ziyaretten sonra Bayraklı camiinde namaz kılarak yürüyüşümüz sonlandırıyoruz. Bayraklı camii Belgradda Osmanlıdan kalan tek camii. Sultanlar Yolu Sırbistan ayağı son derece keyifli bir yürüyüş parkuru. Tarihi ve doğal güzellikleri sorun olamdan birlikte yaşayabileceğiniz bir bölge. Bölgede yürümek istersenin Sultanlar Yolu pasaportunuzu almayı unutmayınız. Sultanlar Yolu’nun Sırbistan oluşumunda yardımlarını esirgemeyen Magelan turizm acentası müdürü Biljana Marceta’ya ve çalışanlarına teşekkürlerimizi sunarız. Ayrıca rehberlerimiz Mihajlo Jovanoviç ve Zeljko Dulic’e, Sultanlar Yolu dostu güzel insan Valentina Rodic’e yardımları için candan teşekkürü borç biliriz. Başka bir Sultanlar Yolu yürüyüşünde görüşmek üzere.
Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 10996

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.



 
< Önceki   Sonraki >

FOTOĞRAF GALERİSİ

ZİYARETÇİ İSTATİĞİ

Bugün143
Dün109
Bu Hafta980
Bu Ay1990
Toplam641537





Şifrenizi mi kaybettiniz?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

BAĞIŞ PANELİ

Miktar Giriniz:

QFAST

YAZI ABONELİĞİ

FAVORİLERİME EKLE

Ekle: Mr. Wong Ekle: Webnews Ekle: Icio Ekle: Oneview Ekle:  FAV!T Social Bookmarking Ekle: Favoriten.de Ekle: Seekxl Ekle: Social Bookmark Portal Ekle: Bookmarks.cc Ekle: Newsider Ekle: Linksilo Ekle: Readster Ekle: Yigg Ekle: Linkarena Ekle: Digg Ekle: Del.icoi.us Ekle: Reddit Ekle: Simpy Ekle: StumbleUpon Ekle: Slashdot Ekle: Netscape Ekle: Furl Ekle: Yahoo Ekle: Blogmarks Ekle: Diigo Ekle: Technorati Ekle: Newsvine Ekle: Blinkbits Ekle: Ma.Gnolia Ekle: Smarking Ekle: Netvouz Ekle: Folkd Ekle: Spurl Ekle: Google Ekle: Blinklist