ANASAYFA arrow KUZEY DENİZİ - İSTANBUL arrow Castell de Montsoriu - Girona - İspanya
Castell de Montsoriu - Girona - İspanya PDF Yazdır

Doğa yürüyüşleri aynı zamanda tarihe yapılan yürüyüşler. Her doğa yürüyüşünde saklı olan tarihi hazineleri bulmanız mümkün. Daha doğrusu her zaman var olan bu hazinelerden doğa size de kısa bir zaman dilimi içinde zevk almanız için izin veriyor. Hayatınızın mutluluk dilimlerine bir dilim daha eklemeniz için bir fırsat daha veriyor.

Gerisini size bırakıyor isterseniz trene bakar gibi bakın, isterseniz mutlu olun. İsterseniz tarihi hayallarinizde yeniden yaşayın, isterseniz doğa ile uğraşmamanız gerektiğini anlayın. Yani hiç olmazsa burada kafanıza göre takılın. Sizi burada engelleyen yok, karşınıza duvar örende yok.

Siz ve kendiniz varsınız. Hayallerinizin önüne kimsenin set çekmesine izin vermeyin.

Bende öyle yaparak uçağa atladım ve kapağı Barcelona'ya attım. Barcelona şehir gezileri ile ilgili yazılarımı daha sonra yazacağım.

Uçaktan beni almaya gelen Vanessa ile ilk olarak kalacağımız sahil kasabasına gidiyoruz. Burası Pineda del Mar.

Vanessa ile 2008 Nisan ayında ikinci defa Santiago de Compostela'ya yürürken Arzua şehrinden Pedrouza'ya giden güzergah üzerinde tanıştık.

 Vanessa kanarya sarısı Crocs ayakkabıları ile yürüdüğünden hemen dikkat çeken birisi ve ayrıca konuşmayıda en az benim kadar seviyor. Vanessa arkadaşı Goncha ile yürüyüşe başlamış ama yürüme hızındaki farklılıklardan dolayı Santiago'da buluşmak üzere ayrılmışlar. Yolda hemen her Santiago yolcusu gibi bizde konuşmaya başladık ve 2 gün Santiago'ya varıncaya kadar birlikte yürüdük. Santiago yürüyüşünde 2 gün birlikte yürümek uzun yıllar sürecek olan arkadaşlıkların ve dostlukların başlangıcını oluşturuyor. Santiago'da Goncha ile tanışıp aç karnına şarap içince onunlada kanka olduk.

Bugünde beni yürümeye davet ettikleri için buradayım. Hava sanki Aralık ayının 23ü değilde baharda bir gün gibi. 20 derece civarında ve güneşli, Allah'tan gelecek günlerde güneşli olacakmış.

Pineda del Mar Barcelona'ya 60 kilometre kadar uzaklıkta paralı otoyoldan yarım saat kadar mesafede ama eski sahil yolundan giderseniz rahat bir buçuk saat sürüyor. Sahil yolunun manzarası otoyolda yok ama.

İlk gün beni araba ile sahil şeridinde dolaştırıyorlar. Sahil kentleri temiz ve bakımlı. Sokaklar tertemiz ve Türkiyede maalesef hemen her yerde gözlemlediğiniz yağmadan eser yok. Belediyeler sahil kentlerini öldürmek için anlaşma imzalamamışlar. Hayret nasılda bazı yerler bu kadar çok turistle bu kadar bakir kalabiliyorlar. Bunu gelecek günlerde diğer yerlerdede göreceğim. Darısı bizim sahil ve tarihi kentlerimizin başına diyelim.Yaşlı kuzeyliler, çoğunlukla Almanlar ve Hollandalılar, burada göçmen kuşlar gibi gelip kışı sıcacık geçiriyorlar. Yaz ve kış ekonomiyi canlı tutuyorlar.

Dağ kasaba ve köyleri tertemiz ama sanki aynı zamandada her İspanyol kentinde olduğu gibi yaşam yok gibi. Bizdeki cıvıl cıvıl yaşamda burada pek yok. Öğleden sonralar hariç. Öğleden sonralar hareketli ve yaşam dolu. Hayat burada Siesta'dan sonra başlıyor.

Yürüyüşümüze Breda kasabasından başlıyoruz. Burasının Hollanda'da bulunan Breda kenti ile bir bağlantısı yok. Sadece isim benzerliği var. Breda burada bir dağ kasabası.

 Breda'dan yolumuz devamlı olarak tepeleri aşarak karşımızda gördüğümüz ama bir türlü yaklaşamadığımız Montsoriu şatosuna doğru bizi yavaşca ama kesin olarak götürüyor. Bugün günlerden 25 Aralık olduğundan heryer kapalı ve yolda kahve içecek bir yer bulamıyoruz. Kahve için neredeyse birisini kesebiliriz. Yürümenin güzelliklerinden biride günlük sıradan olarak addettiğimiz küçük değerlerin değer olduğunu anlıyoruz. Kahve değeri olan bir meta oluyor, aynı zamandada tadı bir daha güzelleşiyor. Ailen koruman gereken değerler içinde yerini pekiştiriyor. İbadet duygusu yanlız jimnastik hareketleri olmaktan çıkıyor, seni yaradanın yanına getiriyor. Anlat derdini kulum diyor, buradaki güzel taraf Yaradan istediğini duyuyor. Sana cevap veriyor, seni konuşmaya zorluyor, anlatıyorsun, o da sana istediğini veriyor.

Bizim arkadaşların bir kısmı araba ile dökülenleri toplama işi ile uğraştığından şatoya 4 kilometre kala park yerinde buluşuyoruz. 

Park yerinden sonra araba ile devam etme imkanı olmadığından herkes yürüyerek devam ediyor. Heryer kış olmasına rağmen yemyeşil. Bir an marmaris'i andırıyor.Marmaris'in yeşilin tüm tonlarının olduğu yelpaze burada yok ama olduğu kadar bile yeşilin tonları bizi mutlu etmeye yetiyor. 

Çok yumuşak kırmızı kadifemsi bir meyveyi ağaçlardan topluyoruz. madroño (spanish)   Catalan cireres de l'arboç. Tadı böğürtlenle kavun karışımı gibi.Garip bir karışım dimi. Ama çok enfes bir tad. Bu ağacın diğer bir adıda Çilek ağacı . Bence pek çileke benzemiyor ama ağacın adı bu. Arbutus unedo  . Ağaçlara tırmanıyorum. Sanki yeniden 10 yaşındayım ve İzmir altındağda badem ağaçlarına tırmanıyorum.

 Burada yeniden çocukluğun tadını yaşıyorum. Çocuk olmakta güzel. Çok güzel.

Buradan itibaren tırmanma daha net olarak kendini hissetiriyor. Şatoyu yürüdüğümüz patikadan görmemiz mümkün olmuyor. Yolda şatodan gelenleri görüyoruz ama anlamadığımız bir dilde konuştukları için nedense cesaret edip daha ne kadar kaldı diye soramıyoruz. Patika yavaş yavaş kıvrılarak bizi tepeye doğru götürüyor. Bizde kendimizi 1000 yıl önce bu şatoyu yapan insanlar gibi hissediyoruz. Sırtımızda yük olmamasına rağmen zor tırmanış bizi düşünmeye zorluyor. Şatonun haşmeti ile sarsılıyoruz. Bu kadar güzel bir şatoyu burada nasıl yapabilmişler diye düşünmeden edemiyorsunuz.

Bunu Türkiye'dede hissedebilirsiniz. Her hangi bir tarihi kalıntı olan yere gidin hemen oranın manevi gücünü kalbinizde hissedersiniz. Orada o kaleleri, sarayları, şatoları ve binaları yapanların mutluluklarını, acılarını, ölümlerini kalp gözünüzde görürsünüz. Bazen bilinçli olarak fark etmesenizde kalp gözünüz görür ve hisseder.

Bizde burada görüyoruz ve hissediyoruz. Tarih yaşıyor ve sizede yaşatıyor. Gördüğünüz yerleri taş olarak değilde yaşanmış yaşamların parçaları olarak görmenizi sağlıyor. Taşların ruhu sizi kutsuyor. 

923 yılına dönüyoruz. İnsanlar taşları taşıyorlar.

Taş ustaları, marangozlar zanaatkar insanların mağrurluğu içindeler,çıraklar ve kalfalar kendi parlak geleceklerini ustalarının yüzünde görüyorlar. Onlarda hayallerinde o gelecek mağrur günleri yaşıyorlar.

Askerler ve komutanlar buranın ne kadar güzel bir yer olduğunu düşünüyorlar. Koruması kolay. Düşmanla fazla uğraşmana gerek yok. Buraya çıkıncaya kadar zaten yeteri kadar zaiyat verirler.

Kral ve Kraliçede ayrıca memnunlar aşağıdaki hükümdarlara nazaran kendilerine huzur inşaa ettiklerinin hayalini yaşıyorlar.

Çocuklar her devri olduğu gibi çelik çomak oynuyorlar. Bulutlarda hangi figürün olduğu konusunda kavga ediyorlar.Yok Koyun'du yok deveydi.

Şatonun 923 yılındaki havası işte böyledi diye hayal kuruyoruz. Bizim hayatlarımız gibi işte, sevgi var, korku var, kendini beğenme ve kibir var, alçaklık var, insaf ve insafsızlık var,  aşk var, din var, dinsizlik var, dini istismar var, politika var, sıradan halkın ezilmesi var, aile var, çocuklar var, vesselam yok yok.

Şatonun tamiri devam ediyor. Manzara bizi uçuruyor. Uzakta nehir gözüküyor. Dağların gri mavi tonları yeşille birleşiyor. Ben mor dağları daha çok sevsemde buradada mest oluyorum. Mor dağların seni sarmalayan havası hiç bir renkte yok.

Geriye dönesimiz gelmiyor, ama akşam karanlığı basmaya başlayınca yavaş yavaş dönüyoruz. Yerçekimi bizi daha hızlı bir şekilde yeniden insanlara ve günlük yaşam girdabına getiriyor. 

 Arabayla yeniden Barcelona'a doğru yola çıkıyoruz. Karnımız aç. Her yer halen daha kapalı.

 San Ceroni'ye giden yol üzerinde gördüğümüz Restaurant Can Pijaume'ya giriyoruz. Burası dini bayram dolayısıyla dolu. Öğlen yemeği geleneksel olarak dini bayramlarda evde yenilsede restoranlarda yemekte olağan. Yemek sonu olduğu için bize yer bulma imkanı oluyor. Vanessa nefis bir balık ızgarası yerken bende koca bir tabak salata yiyorum. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın, salatalar ve balık ızgara için bile gelmeye değer.

İspanya yürümek için ideal ülkelerden biri. Hemen her yörede yerel ve uzun menzilli yürüyüş parkuları mevcut. Bu yöreye uçakla Barcelona ve Girona üzerinden ulaşabilirsiniz. Her iki şehirde ayrıca gezmeye değer.

Sağlıklı yürüyüşlerde görüşmek üzere sağlıcakla kalın.

 


Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 4426

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.



 

FOTOĞRAF GALERİSİ

ZİYARETÇİ İSTATİĞİ

Bugün13
Dün330
Toplam165070





Şifrenizi mi kaybettiniz?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

BAĞIŞ PANELİ

Miktar Giriniz:

QFAST

YAZI ABONELİĞİ

FAVORİLERİME EKLE

Ekle: Mr. Wong Ekle: Webnews Ekle: Icio Ekle: Oneview Ekle:  FAV!T Social Bookmarking Ekle: Favoriten.de Ekle: Seekxl Ekle: Social Bookmark Portal Ekle: Bookmarks.cc Ekle: Newsider Ekle: Linksilo Ekle: Readster Ekle: Yigg Ekle: Linkarena Ekle: Digg Ekle: Del.icoi.us Ekle: Reddit Ekle: Simpy Ekle: StumbleUpon Ekle: Slashdot Ekle: Netscape Ekle: Furl Ekle: Yahoo Ekle: Blogmarks Ekle: Diigo Ekle: Technorati Ekle: Newsvine Ekle: Blinkbits Ekle: Ma.Gnolia Ekle: Smarking Ekle: Netvouz Ekle: Folkd Ekle: Spurl Ekle: Google Ekle: Blinklist