ANASAYFA arrow Hollanda Gezileri arrow MatsU ile yolculuk - Maarssen, Lage Vuursche - 1. bölüm - 22 km
MatsU ile yolculuk - Maarssen, Lage Vuursche - 1. bölüm - 22 km PDF Yazdır

Hep gülerim, geleneksel birinci etkinliklere.

Buda bizim geleneksel ikinci yürüyüşümüz.  Sizde gülebilirsiniz tabiiki. Geleneksel ikinci yıllık Santiago yürüyüşü.

Annemieke, Marjan ve Ben. Bu yıl Tiny'de var. Marjan'ın ablası. Trende Amsterdam Sloterdijk istasyonunda buluşuyoruz. Yine Hollanda'da geleneksel olarak trenler rötarlı. Ne yapacaksınız, bir Hollandalının hayatı şikayetlerle dolu oluyor. Şikayet etme her daim bir Hollandalının vazgeçilmezleri arasında. Bende buranın havasını solumuş, suyunu içmiş biri olarak hemen şikayete dalıyorum. Nedir bu Hollanda tren şirketinin duyarsız tutumu diye. Kaldı ki Hollanda tüm avrupada kişi başı en fazla tren kilometresinin yapıldığı ve en az rötarın olduğu ülke.

Utrecht'te tabiiki bağlantılı Maarssen trenini kaçırıyoruz. Haydi hemen yeniden şikayetler. İkinci geleneksel yıllık haftasonu yürüyüşümüz işte böyle maceralı başlıyor. İstasyon çıkışında hemen tabiiki fotoğrafımızı yol kenarında çalışan bir adama çektirerek bu anımızı ölümsüzleştiriyoruz. 

Bu yıl Utrecht Pad denilen 163 kilometrelik Utrecht eyaletini çevreleyen yürüyüş yolunun 65 kilometresini yürüyeceğiz. Fotoğraftan sonra kanala paralel olarak 500 metre kadar yürüyüp köprüden geçerek Maarssen kenti merkezine geliyoruz. 15 - 20 dakika yürüdük bir kahve molasını hakkettik diye düşünüyoruz. Hmm, bakınız mis gibi çörek, pasta kokusu geliyor.

Bizde sanki bir mıknatısla çekilmiş gibi pastaneye doğru gidiyoruz. 

http://www.trackr.eu/user/sedatcakir/mmrkkmzw/Wandelen-met-Mats-Maarsen-Station-naar-dorp-6-feb-2009

Bu haritada ilk 15 kilometreyi bulabilirsiniz.

Sütlü kahve ve elmalı pastada neredeyse geleneksel oldu tüm yürüyüşlerimizde. Kahve molası sonrası Kilisenin solundan köprüyü geçerek hemen sola sapıyoruz. Dere boyunda giden patikada köpeğini gezdiren kadın bize sormadan hemen yanı başımızda olan eski ve yeni manastır ile ilgili bilgileri veriyor.Altmışlı yılların sonuna kadar canlı bir hayat olan manastır sonradan azalan ve son yıllardada durma noktasına gelen yeni rahibe adaylarından dolayı manastırın nakit ve eleman sıkıntısı çektiğini anlattı. Hafta sonları manastıra misafir kabul ediyorlarmış. Buda birazda olsa nakit sıkıntısnı giderebilmek için. Manastırın bahçeside gönüllüler tarafından temizlenip bakılıyormuş. Bu gönüllü çalışma işi Hollanda ve Avrupa'da çok iyi çalışıyor. Kimse şu kadar çalıştım bana ne pay düşüyor demiyor, imece usulü işler gidiyor. Allah rızası için çalışmalar yapılıyor. Kimse Allah rızasını gazete şatışına endekslemiyor. 

Kanal boyunda manastırdan sonra eski bir sinagog görüyoruz. Sinagog uzun yıllardan beri kullanılmadığından yerini bir yaşlılar evine bırakmış. Burada eskiden okyanus ötesi sömürgelerden gelen paranın izini bulmanız mümkün. Eski malikanler, malikanelerin yanındaki kayıkhaneler, ırgatların kaldıkları evler, hizmetçi evler, güzel ve bakımlı bahçeler. Hepsi artık geride kalan bir zamanların büyük servetlerin izdüşümleri. Her izdüşümünde görebileceğiniz hüzün buradada var. 

Güneşli hava hüzün bulutlarını dağıtıyor. Bizde kartpostal fotoğrafları çeke çeke yolumuza devam ediyoruz. Kanal boyundaki yolumuz üzerinde eski, ikinci dünya savaşından kalan sığınakları görüyoruz. Daha sonra  Grebbelinie denilen bölgede daha fazlasını göreceğiz.

Tienhoven köyüne gelmeden patika üzerinde dürbünle kuşları izleyen ve mumya gibi sarılmış soğukta titreyen birini görüyoruz. Bu havada burada dürbünle ne yapıyor diye merak ediyoruz.Tüm Avrupada bir Alman üniversitesinin başlattığı bir proğram çerçevesinde yabani kazları sayım projesi varmış. Bu adamda gönüllü olarak ayaklarında sayıları olan bu yabani kazları sayıyor ve numaralarını not ediyor. 

 Kazların göç yolları ve nerede ne kadar kaldıkları ölçülüyor ve sayım altına alınıyorlar. Adama teşekkür edip yolumuza devam ediyoruz. Daha 5 dakka yürümeden iki emekli adam yolda bizimle konuşmaya başlıyorlar. Sabah Hilversumdan yola çıkmışlar ve Maarssen'a doğru yürüyorlarmış. Daha yaşlı olanı bunun kendileri için bir deneme yürüyüşü olduğunu ve yaza doğru Hilversumdan Enschedeye yürüyeceklerini anlattı. İkinci dünya savaşında yiyecek kıtlığında Annesi ve diğer kardeşleri ile birlikte Hilversumdan yürüyerek 1 haftada Enschedeye ulaşmışlar. Şimdi yeniden annesinin hatırasına aynı yolu bir kere daha yürümek istiyormuş.Yürümek böyle birleştirici oluyor. Yolculukların güzel ve gizemli tarafı birleştirici unsurlardan oluşuyor.

Tienhoven'da kahve kapalı. Hevesimiz kursağımızda kalıyor. Kahve yok ve yolumuz daha uzun. Uzun ama çokta muhteşem. Küçük bir patika iki suyun arasından geçiyor. Sazlıklar ve ördekler ve su kuşları etrafımızı sarıp sarmalıyorlar. Küçük bir cennet parçası. 

Birden bir ses duyuyorum. Şştt. Şşşt. Bakıyorum yanımda kimse yok. Annemieke 100 metre kadar ileride ve Marjan ve Tiny 100 metre kadar arkadalar. Yerde bir dal duruyor. '' Abi yolculuk nereye?'' diye soruyor. ''Kardeşim sen ağaçsın, nasıl oluyorda konuşuyorsun'' diye soruyorum.  ''Abi, boşver basıl konuştuğumu, yolculuk nereye, anlatsana'' 

Lage Vuursche köyüne diyorum. ''Bende seninle gelebilirmiyim'' diye soruyor. Bende nasıl olsa bastona ihtiyacım var, diye düşünüyorum. Kendi çıkarımıda göz ardı etmiyorum su arada.'' tabii gelebilirsin'' diyorum ''ama biraz sana çeki düzen vermemiz gerek, sağın solun hep dal. Biraz şu çıkıntı dalları kesmem gerek. Canın biraz acıyabilir.'' 

'' Olsun abi diyor. Benim canım yanmaz. Senin traş olman gibi bir şey bu'' diyor bastonum.

Bak ne kadar çabukta kabullendim. Sahiplendim. Bastonum, yani bana ait. Halbuki bu kişilik sahibi bir baston.

Çakımı çıkarıp yavaş yavaş üst taraftaki dalları kesiyorum. Arada biraz elim kaçtığı için kabuklarıda soyuyorum. ''oha, abi yavaş ol, buradada bir ana kuzusu var, Öyle vahşi dalma, birtek senin canın can değil'' 

Hep ağaç,sopa, baston diyorum ama bu öyle ağaç değil, aynı zamanda konuşuyorda. Soruyorum ismin ne diye. 

'' Abi sen ikide bir biz Türkler böyle, biz Türkler şöyle diye gerekli gereksiz anlatıyorsun ya. Hollandalıları ve diğer insanlara gına geliyor ya.. ''

Heeee diyorum. 

'' Sen bilrisin siz Türkler yeni doğan çocuğa eskilerde bir kahramanlık yaptıktan sonra isim verirdiniz.'' 

 Eeee diyorum.

''yani sen şimdi biraz yol katet, sonra bir isme bakalım. Bana ne yakışır, yol arkadaşlarımız ne der?'' Yani acele etme, yavaşla diye mesaj alıyorum.

Bir müddet konuşmadan yürüyoruz. ''Abi, şimdi bu dünyada bize odun diyenler var. Moralimiz bozuluyor, yani, tabiiki kimyamız icabı odunuz ama bizde düşünen ve duygulanan canlılarız. Odun denilmesi canımızı sıkıyor, moralimiz bozuluyor.''

Bende bastonuma odun dediğim yada düşündüğüm için üzülüyorum.  Sopayla birlikte yürüyüşüm devam ederken, Tiny buda ne diye soruyor.

Yeni yol arkadaşımız diyorum.

Bende yürüyebilirmiyim diye soruyor.

Sopa ve ben olumlu cevap veriıyoruz. Sopa memnun, Tiny memnun yürüyoruz. Annemieke'de bir süre sonra sopayla yürümek istiyor. Sopa, Tiny ve ben olumlu cevap veriyoruz.

Yol arkadaşı olunca insan ister istemez ismi olsun istiyor. Bizde ismi Mats olsun diyoruz ve ayrıca Utrecht çevresi doğa yolunu yürüdüğümüzden U harfinide ismin sonuna ekliyoruz.

MatsU adınla kutlu ol diyoruz. Bunlar eski katolik dindarlar olduğundan vaftiz olayına gerek duymuyoruz. Bende ayıp olmasın diye kulağına ezan okumuyorum. Böylece sessiz sedasız vede törensiz sopamız MatsU olarak hayatına devam ediyor.

 Tienhovens Plassen bölgesinin sulak alanlarından sonra ormanlık alana giriyoruz. Sakın balta girmemiş orman diye düşünmeyin ama aynı zamandada Hollandanın ormanıda ne kadar olur diyede küçümsemeyin. Burası aynı zamanda bizonların serbest otlandıkları otlaklar. Kızıl vahşi renkleri ile eski zamanlarda haşmetlerini koruyan bu hayvanlara pek fazla yaklaşmamınızı tavsiye ederim. Çok hızlı koşarım diyorsanız o tabiiki başka bir hikaye, o zaman içeri dalın derim. Siz yinede en iyisi bu boğalardan kaçma olayını Pamplona'ya saklayın.

 MatsU'nun keyfi yerinde Tiny ile birlikte yürüyor. Bakıyoruz kahve içebileceğimiz bir yer bulabilirmiyiz diye. Lage Vuursche'ya gelmeden bir restoran kafe olması gerekiyor orman içinde. Geldiğimizde bakıyoruz ki yanmış. Hemde 2 yıl önce yanmış. Mirascılar masraflar konusunda anlaşamadıklarındada böyle harabe gibi duruyor. Para her zaman insan psikolojisine olumlu etkşlerde bulunmuyor. 

 MatsU'da bu konuda benimle hemfikir. Abi diyo ''insanoğlu hayatını harcayıp bir bina dikiyor, sonradan emek harcamadan gelenler alınterinin ve elemeğinin değerini bilmeden paylaşım kavgası yapıyorlar. Bunu siz insanlar kısa ömrünüzde görüyorsunuz, bizde ömrümüz ve genlerimiz sizlerden daha uzun hayatta kaldığı için daha geniş perspektifte görüyoruz. Neden insanlar para değeri olan miras bırakmak isterler. Paranın değeri olmuyor. Bizim gibi yapsanızda yaşayan değerleri miras bıraksanız. Hem herkes kendi kazancının değerini anlar hemde senin bıraktığın manevi değerlerin değeri olur.''

Haklısın diyorum. Doğa konuştumu acı konuşuyor ama tabiikide doğruyu konuşuyor. Şİmdi bende bunu ilk köyde kovayımmı diye düşünüyorum. Doğru söyleyeni yedi köyden kovarlarmış ya.. O misal.

Yaşayan değerleri korumanızı tavsiye ediyor ağaçlar. Sizde koruyun derim. Ama illede beni dinlemeniz gerekmiyor her hangi bir odunu dinleyebilirsiniz. 

Nihayet Lage Vuursche orman yolunun sonunda gözüküyor. Yorgunluğun mutluluğu üzerimize çöküyor. Yolun solunda Nivon huis var . Doğa dostları evleri. Burada üyeler ve üye adayları konaklıyorlar. Hollanda doğa dostları dernekleri üye olun ve Hollandayı daha değişik bir gözle görün. Yeni vatanımızı tanıyıp sevmek te bizi daha mutlu edecektir.

 Bizim kalacağımız hotel yolun diğer tarafında. Odamız 4 yataklı bir çatı katı. Yataklara uzanıp biraz uyuyoruz. Sonra duşumuzu alıp Pannekoek yemek için dışarı çıkıyoruz. Pannekoeklar enfes geliyor. Karnımızı doyurup otelin yolunu tutuyoruz. Otelde sjoelen denilen bir oyunu oynadıktan sonra günün yorgulunluğu ile uyuyoruz. Yani ben uyuyorum. 3 kadın benim horultularım arasında pek kolay uykuya dalamıyor.

MatsU yukarı çıkmak istemiyor. '' Abi, bırak ben aşağıda kalayım. Kalabalık beni basar uyuyamam. Ben yanlızlığa alışmışım'' diyor. O aşağıda biz yukarıda uyuyoruz.

İyi uykular. 

Yarın yolumuza yeniden devam edeceğiz.

 


Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 11167

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.



 
< Önceki   Sonraki >

FOTOĞRAF GALERİSİ

ZİYARETÇİ İSTATİĞİ

Bugün754
Dün790
Bu Hafta1544
Bu Ay8785
Toplam786208





Şifrenizi mi kaybettiniz?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

BAĞIŞ PANELİ

Miktar Giriniz:

QFAST

YAZI ABONELİĞİ

FAVORİLERİME EKLE

Ekle: Mr. Wong Ekle: Webnews Ekle: Icio Ekle: Oneview Ekle:  FAV!T Social Bookmarking Ekle: Favoriten.de Ekle: Seekxl Ekle: Social Bookmark Portal Ekle: Bookmarks.cc Ekle: Newsider Ekle: Linksilo Ekle: Readster Ekle: Yigg Ekle: Linkarena Ekle: Digg Ekle: Del.icoi.us Ekle: Reddit Ekle: Simpy Ekle: StumbleUpon Ekle: Slashdot Ekle: Netscape Ekle: Furl Ekle: Yahoo Ekle: Blogmarks Ekle: Diigo Ekle: Technorati Ekle: Newsvine Ekle: Blinkbits Ekle: Ma.Gnolia Ekle: Smarking Ekle: Netvouz Ekle: Folkd Ekle: Spurl Ekle: Google Ekle: Blinklist